10 Temmuz 2012 Salı

Biri tatilmi dedi...


Tatilimiz başlıyor. Bu sene Tuna ve ben beraber tatil yapacağız. Planımız çok sade. Yemek, deniz, müzik, kitap ve uyku. Denizimiz belli. Yüzme sitilimiz ise benimki belli. Ağır,  ağır saatlerce. Tuna’nınki de belli en hızlı haliyle atla, hopla, dal… Saatlerce. 

Tuna’nın kitapları belli. Tuna Harry Potter hayranları kervanına katıldı. Tüm serileri koydu çantasına. 2 sene önce geçirdiği küçük bir kazada oluşan alınındaki yara izinden dolayı kendini sıra dışı görüyor bizimki. Harry’nin yaşadığı dünyanın gerçek olmasını diliyor. Kitapları okuduktan sonra. Kışın çatlak kazanda kaymak birası içmek. Belatrix’den nefret etmek. Fred ve George kardeşlerle kanka olmak isteyecek mi acaba? 
Ben ise kitapçıya gidip önce kitapların kapağına dokunacağım, rastgele bir sayfa açıp burnuma yaklaştırıp koklayacağım sayfaları. Sonra herhangi bir paragrafı okuyacağım. Bu şekilde 10 kadar kitabı elimden geçirip 3 yada 5  kitap alıp çıkacağım kitapçıdan ve insanlık tarihinin en haz verici ve en bilinmeyene gidiş eylemini gerçekleştirmek için tatilimin başlamasını bekleyeceğim.

Sakin veya hareketli nasıl olursa olsun caz huzur verir. Dibi olmayan bir kuyuya kendini bırakıvermekdir caz. Düşmenin hazzını, çarpma endişesi olmadan yaşatan müziktir… Doğaçlamanın, tekniğin ve aklın buluştuğu bir zirvedir. İsyandır. Haykırıştır. Müziğin sarhoş halidir. İşte tatilimin müzik kısmı. Tuna’nın ise bu aralar favorisi Katy Perry.

İnsanı vejetaryen olmaya zorlayacak kadar muhteşem ege lezzetleri. Tüm çevre köyler gezilecek tüm pazarlara gidilecek ve keyifle mutfağa girip pişirilecek. Neler mi pişirilecek. Börülce, sarma, dalganlı börek, barbunya, bamya, közde patlıcan ve biber, kabak çiçeği dolması, ahtapot salatası. Karadut reçeli yapılacak lorun üstüne dökülüp yenecek. Bunların yanında hoş kokulu şaraplar. Tercihim muscat.
En güzel hallerden biri “uyku hali”. Arka bahçedeki zeytin ağacının altındaki divana uzanılacak, denizden gelen rüzgar yüzümü okşayacak, elimde kitabım içim geçecek kitapta çok güzel uyumamalıyım denecek ama huzur beni sarıverecek. Sahilde şezlonga uzanılacak sonra huzur beni yine sarıverecek. Tuna uyumamak için direnecek denize gidelim denize gidelim diye dans edecek çevremde ama huzur onu da saracak. ;)
İşte budur plan.

9 Aralık 2011 Cuma

Noktalamam İşaretleri ?!;,:... .

Eskiden beri yazarım, çizerim. Ama sadece kendime. İlk defa yazılarımı birileri ile paylaştım. Yazıların konusu hakkında güzel yorumlar aldım ama noktalama işaretlerimi çok eleştirdiler. Utandım açıkçası. Baktım konuşur gibi yazmışım. Konuşurken mimiklerim, nefesim konuşmama anlam katarken, yazılarımda vurgu ve tonlamalarım kifayetsiz kalmış. Cümleye hayat katan hiçbir şey yazılarda yok sanki. Oysa dudağımın kıvrımı, kaşımın  çatılması, alnımın kırışığı, göz çevremin ve dudak çevremin  kırışması, yanağımın şişmesi, parmağımın kalkışı, elimin dokunuşu, vücudumun yaklaşımı neler neler anlatıyor, konuşsamda, konuşmasam da. Noktalama işaretlerine önem vermeyince, yazılarım ifadesiz olmuş sanki. Türk Dil Kurumu’nun sayfasında noktalama işaretlerinin amacı şu şekilde anlatılmış : “Duygu ve düşünceleri daha açık ifade etmek, cümlenin yapısını ve duraklama noktalarını belirlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmek üzere noktalama işaretleri kullanılır.” Hayatın kendisi gibidir noktalama işaretleri. Yanlış kullanmak veya hiç kullanmamak ne kadar yaralar onları. Oturup düşündüm, tüm noktalama işaretleri yazının ruhu aslında ve ne kadar da insanı anlatıyor aslında.




“İnsanoğlu birgün virgülü kaybetti, söyledikleri birbirine karıştı. Sonra noktayı kaybetti. düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları. Sonra birgün ünlem işaretini kaybetti! Sevincini, öfkesini, bütün duygularını yitirdi. Soru işaretini kaybettiği gün ne mi oldu? Soru sormayı unuttu, her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu. Üstüne bir de üst üste koyduğu iki noktayı kaybetti: Hiçbir açıklama yapamadı. Hayatının sonuna geldiğinde elinde sadece tırnak işareti kalmıştı. İçinde de sadece "başkalarının düşünceleri" vardı.”

Soru İşareti’ nin çengelleri hayata daha sıkı tutunmamızı sağlar. Sorgulamanın, bilgi edinmenin, merakın, öğrenmenin işaretidir. Dış dünyaya yönelttiğinde soru işaretini bilgiye ulaşırsın. İç dünyanda ise maneviyata. (?) Bakın şu şekle neyi hatırlatıyor size. Kavisli kısımdan başlar öğrenmenin engebeli yolu, zorlar insanı düşündürür sonra düzleşiverir düzlüğe çıkışı simgeler ve halletmişsindir soruları koyarsın noktayı. Bir bakarsın bir gün soru işaretleri noktalar halini almış. Engebeli yoldan düzlüğe ve noktaya ulaşmanın getirdiği rahatlamayı yaşarsın.
Ünlem ise; korku, şaşkınlık, sevinç, üzüntü, kızgınlık, çaresizlik gibi duyguları belirtmez mi bir yazıda. Kimi söz ve kavramları vurgulamamızı sağlamaz mı? Bir kimseye seslenmek için kullanılmaz mı? (!) İnsana en çok benzeyen sembol bence. Öyle ki her kelimenin yanında farklı durur, her biri ayrı bir duyguyu sembolize eder. Onu yaratan insan gibi, her bir ünlem birbirinden farklı, değişken ve anlaşılmazdır.
(,) hayata es vermektir bazen. Bazen önemli bir adım öncesi alınan bir nefes, bazense açıklama vermektir hayata. Tutkulu bir şeyler varsa kullanılması en zor olandır. Es vermek istemezsiniz. Ben kullanmayı pek sevmediğimi farkettim bu işareti yazı yazarken heyecanımı kesiyor sanki bu işaret. Anladım ki hayatı duraksayarak yaşamayı pek sevmiyorum. Ama siz siz olun kullanın anlam karmaşalarını ortadan kaldırmak adına.
Ne diyor dur noktalı virgül, düşün, devam et! Hayatta bağlayamadığın, birleştiremediğin bir şey olduğunda seni kurtarıveriyor bir anda. Herkes sussun diyor. Sonra tane tane devam etmene izin veriyor.
En sevdiğim ve en sevmediğim sembol (…) to be continued. Kurtarıcı bir işaret bence yazarsın yazarsın bir yerde tıkanırsın koyarsın … sen yorumla diye bırakırsın karşındakine. Hayatta da öyle değimli anlatmak istediklerini açık açık söylemediğinde bakarsın karşındakine derin, derin. Anlar o. daha anlatacak çok şeyi varda susuyor der.
(.) Biten bir cümlenin sonuna konması gereken semboldür. Düzyazıda sus sesidir. Hayatta da sus sesidir. Kısa bir boşluk bırakıp büyük adımlarla başlarsın yeni hayata. (…) nokta gibi değildir. Sen başlatmasan orada son bulur her şey. Her şey senin elindedir.
Ve son (.) 

7 Nisan 2011 Perşembe

İZMİR KÖFTE

Günlük
Oğlum canım Tunikom ilkokula başladığı sene ilk yaz tatili ödevlerinden biri günlük tutmaktı. Ne kadar heyecanlandığımı ne kadar sevindiğimi anlatamam. Ben de günlük tutarak büyümüştüm. Defterimle baş başa kaldığım saatler ne kadar değerliydi benim için hatta bir dönem yanımda gezdirirdim defteri ilham gelirse bir şey yaşarsam hemen yazayım diye. Yavru kuşum da benim gibi gün içinde yaşadığı duyguları, olayları, sıkıntıları, heyecanları, üzüntüleri paylaşabileceği bir deftere sahip olacaktı yanında babası yada ben olmadığımda defteri ile paylaşacaktı tüm duygularını. Heyecanla kırtasiyeye koştum günlük almak için ama bulamadım. Ankara’daki tüm kitapçı ve kırtasiyeler tarandı ama düşlediğim gibi bir günlük bulunamadı. Günlüklerin çoğunluğu pembe, kırmızı, lila, tüylü kalpli, yaldızlıydı. Sadece kızlar düşünülmüş diye kızdım durdum, söylendim. Bu kısımda fark etmeliydim bazı şeyleri. En sonunda Tunikomun sevdiği çizgi film kahramanlarından birinin resmi olan bir defter aldım. Stickerlar aldım çeşit çeşit, günlüğü yazabilmesi için renkli kalemler aldım. Eve geldim heyecanla günlüğün ne kadar güzel, duygusal, rahatlatıcı bir şey olduğunu anlattım. Gelecekte hatırlamak istediğin olayları ve düşüncelerini yazabilirsin. Böylece kafanda hiçbiri kaybolmaz, ileride günlüğünü okuduğunda “a evet böyle de olmuştu, bunu da hissetmiştim, ne kadar komikmişim” diyebilirsin. En güvenilir iç dökme yöntemidir oğlum. Çok heyecanlıyım sen de öylesin değimli? Yüzüme baktı kocaman şaşırmış gözlerle işte bu kısımda da fark etmeliydim. Bu defterin sayfalarına tarih ve saat yazarak gün içinde ne zaman istersen yazabilirsin oğlum. Hadi başla bakalım dedim ve keyifle yanından ayrıldım. Çok uzatmayacağım. Tunikomun günlüğü şöyle oldu. Uyandım, kahvaltımı yaptım, denize gittim,kitap okudum,ders çalıştım,bisiklete bindim, öğle yemeği yedim,sinemaya gittim (filmin adı bile yok) arkadaşlarımla oynadım, play station oynadım,denize gittim, akşam yemeği yedim,yattım. Hatta bazı günlerde şöyle yazılar bile vardı dün yaptıklarımın aynısı. Ben duramadım tabi aralarda müdahil oldum olaya oğlum bak bence dış dünyayı anlatırken iç dünyanı da anlatmalısın sevinçlerin, üzüntülerin, kaygıların, kahkahaların gibi. Mesela bisiklet hediye edildiğinde sana neler hissettiğini anlatmalısın bisikletini tarif etmelisin nasıl süsleyeceğini anlatmalısın. Süslemek kelimesinde yine şaşkın ifadeyi gördüm yüzünde. (Kısa sürede süslemenin ne olduğunu öğrendi ışıklar, korna, tekerleğe takılan kedigözleri) ama bunları paylaşmadı defterinde. Ben kendimce bir süre daha bu konuyla ilgili detayları anlattım. En başında kırtasiyede sadece kızlar için günlük satıldığında fark etmeliydim. Erkek ve kadının ne kadar farklı hissettiklerini. Düşündükleri hakkında fikrim olmalıydı bunca yıl. Hayal kırıklığı yaşadım mı? Hayır, yaşamadım çünkü yılmadım mutlaka oğlumun duygularını paylaşacağı bir şeyi olacaktı ve sonunda bulduk izin verdiği sayfaları paylaşacağım burada.  Büyük bir metot defter aldım çok havalı bir defter dedim ki bu senin hobi defterin yaz, çiz,boya yapıştır ne istersen yap çok hoşuna gitti ilk yaptığı tuttuğu takımın amblemi ve kadrosunu yazmak/çizmek oldu . Sonra hemen bir saha çizdi ve oyuncuları yerlerine yerleştirdi. Sonrası da geldi zaten. Şans eseri bu sene Saftrik Gregin günlüğü adlı ve Tuna’nın çok keyifle okuduğu seri kitaplarla tanıştık. Gerg Heffly adında bir çocuk annesi yüzünden günlük tutmak zorunda bırakılıyor önce işkence olarak başlayan bu durum sonrasında çok eğlenceli çizimlerle süslediği bir günlüğe dönüşüyor. Tuna bu kitapları çok kısa sürede okudu bitirdi şimdi heyecanla serinin devamını bekliyoruz ve bu kitaplar  hobi defterini çok daha fazla kullandırmaya başladı. Karikatürler çiziyor kısada olsa yazılar yazıyor, sevdiği filmle ilgili resimler çiziyor yada yapıştırıyor. Benim düşünemediğim nokta kadın ve erkeğin ayrıldığı konulardan biri olan algılama şekliydi.  Bir örnek vermem gerekirse Erkek bir yemeğe sadece karnını doyurmak için bakarken biz kadınlar onu daha nasıl lezzetlendirebiliriz, görsel sunumunu ne kadar daha güzelleştirebiliriz, ne kadar daha sağlıklı duruma getirebiliriz diye düşünüp dururuz. Erkekler dün köfte yedik derken aslında biz onlara muhteşem İzmir köftesi yapmışızdır. Biz anlatırken bir İzmir köftesi yaptım. İnanılmazdı. Beyler çok beğendiler nerdeyse parmaklarını yiyeceklerdi.  Bu sefer kıymasına şunu kattım sebzesini şöyle kestim diye süsleye süsleye anlatırken erkeler ise ohh bugünde karnımız doydu derler sadece.  Farklılıkları ile birbirini tamamlayan bu iki insanın İzmir köfte yerken aynı tadı,keyfi almaları dileğiyle.
İzmir Köfte
-          500 gr köftelik kıyma (kuzu ve dana karışık kullanılabilir)
-          1 adet iri soğan
-          1 su bardağı çekilmiş bayat ekmek
-          1 adet yumurta
-          1 domates rendesi
-          Maydanoz
-          Karabiber,tuz,kimyon,kekik
-          Un
-          Sıvı yağ
-          3 adet orta boy Taze patates
Köfte yi hazırlayıp una bulayıp az bir yağda önlü arkalı kurutmadan kızartıyorum. Patatesleri  fırçayla iyice yıkayıp kabuklu halde az yağda kurutmadan nemli kalacak şekilde kızartalım.
Sosu
-          4-5 adet rendelenmiş domates
-          3 adet yeşil  biber uzunlamasına kesilmiş.
-          2 adet kırmızı biber uzunlamasına kesilmiş
-          10 adet arpacık soğanı
-          5 diş sarımsak.
-          Taze soğan irice doğranmış.
-          1 adet halka halka kesilmiş soğan.
-          1 adet defne yaprağı
Domatesleri az bir z.yağı ile çiğ kokusu gidene kadar kaynatın. Ardından diğer malzemeleri koyup pişirin.  (sos gözünüze az görünürse salça ve su ekleyebilirsiniz)
Fırına girebilecek bir kaba önce patatesleri ardından köfteleri dizip sosu dökün ve fırında pişirin. Ara ara sosu köftelerin üzerinde gezdirin.
Afiyet olsun
Not: Yemeğin fotoğrafı yok bu sefer. Tuna'nın hobi defterinden izin verdiği tek sayfanın fotoğrafı var.

4 Nisan 2011 Pazartesi

KARİDESLİ MAKARNA

PRAKTİKOS

Telaşlı koşuşturmamızın arasında zamanın nasıl ellerimizin arasından akıp gittiğini anlamıyoruz. Bazen hayatımda bazı şeyler taşınamaz hale geliyor, bazen 24  saat kısa gelmeye başlıyor. Oysa kendine sevdiklerine ayırdığın zamanın keyfi hiçbir şeyle değişilemez. Ama biz hep hiçbir şeye yetişemiyorum diye söylenip dururuz. Sürekli yorgun ve sürekli isyankar bir ruh hali ile dolaşıp dururuz. İşte ben bu yazıda benim hayatımı kolaylaştıran bazı pratikoslarımdan bahsedeceğim. Pratikosların temeli aslında plan yapmak. Ben ev işlerimin çoğunluğunu planladım. 1 haftalık yemek menüm her zaman hazır. Çamaşır günüm belli. Alışveriş listem sürekli göz önünde bulunur. Evdekiler eksilen malzemeyi yada ihtiyaçlarını yazarlar tabi bazı küçük adamların yazdığı bazı istekler bana uymaz. Onun için ise çok önemlidir. Bu durum listenin başında ciddi tartışmalara yol açabiliyor. Genelde sebze yemeklerini hafta sonu yapıyorum Pazartesi, Salı sebze yeniyor evde, Çarşamba balık günümüz, Perşembe et ve Cuma tavuk. Böylece haftalık menü rahat hazırlanıyor. Hafta sonları zaten program olduğundan kasmıyorsunuz ne yiyeceğiz diye. Özellikle okul çağında çocuğunuz varsa sabah kahvaltıları hayatın en zor anlarından biri kahvaltı menüsü hazır olursa hiç zor olmuyor ama 1-2 çeşit kolay omlet, rafadan yumurta, reçelli, ballı , çikolatalı ekmek, tost, bunların yanına zeytin domates salatalık inanın çok kolay hazırlanıyor önemli olan ne yapacağınızı planlamak. Ama sabah geç kalktıysanız ve servisin gelmesine çok az kaldıysa mısır gevreği yada tahin pekmez hayatınızı kurtarıyor.

-       Bulaşık makinesini yerleştirmek bana hep kolay gelmiştir (elde tek tek yıkamıyorum tabi kolay gelir) ama boşaltma işini pek sevmem bunun için çatal bıçak kaşık kısmını gruplandırırım makineyi boşaltırken grup grup yerine girer. Tabaklarda aynı şekilde.
-       Nohut,yeşil mercimek,fasulye, börülcemi haşlayacağım mutlaka fazladan haşlarım fazlası hooop buzluğa.
-       Et suyu tavuk suyu çıkarttığımda buz poşetleri ile buzluktaki yerini alır. Pilava ve çorbaya birkaç tablet olarak karıştırırım.
-       1 kilo kıyma alıp üç parçaya bölerim. Kuru köfte, ızgara köfte sulu yemeklerde kullanacağım köfte olarak hazırlanır ve buzluğa.
-       Dolma yapacaksam (zaten yapmaya başlamışımdır) fazladan sararım ve tabiî ki fazla olan kısım buzluğa.
-       Kuşbaşı et haşlanır ve yerini alır.
-       Kıyma kavrulur buzluğa.
-       Yaptığım yemeğe, böreğe, çöreğe dereotumu lazım hepsini yıkar kullanacağımı ayırır diğerlerini doğrayıp buzluğa koyarım.
-       Kurabiye, poğaça, pizza gibi hamur işlerimi yapıyorum 1 ölçü fazladan yaparım hamuru aynen buzluğa hatta mayalı hamur bile buzluğa girebiliyor hatta buzluktan çıktıktan sonra mayalanmaya devam ediyor.
-       Sigara böreğimi saracağım fazla fazla sararım zaten sarmaya başlamışımdır onlarda buzluğa.
-       Lazanyamı yapıyorsunuz bir kap fazla yapıverin ve buzluğa atıverin canım.
-       Pişmiş hazır haldeki kek kurabiye ve poğaça arttıysa kalori yerine vücudunuza gireceğine buzluğa girebilir.
-       Dolapta kalmış kurumuş peynirler buzluğa. Mutlaka kullanılacak bir yer bulunur.
-       Yemek için soğanımı doğruyorum fazladan doğrarım fazlası buzluğa.
-       Yaptığım çorba arttımı oda yerini biliyor.
-       Mevsiminde alınmış bezelye,barbunya,taze fasulye,taze börülce de buzluğa,
-       Kırmızıbiber, yeşilbiber, patlıcan közlenip ve kızartılıp buzluğa.
-       Domates ben rondodan geçirip olduğu gibi buzluğa atıyorum hatta bazısının içine acı biberde doğruyorum.
-       Sarımsakları her zaman elinizin altında hazır bulundurmak istiyorsanız kabuklarını soyduktan sonra bir kavanoza doldurup üzerine zeytinyağı koyarak dolaba. Ayrıca bu yağı yemeklerinize ve salatalarınıza da kullanabilirsiniz. Çok güzel tat veriyor.
-       Bayatlamış ekmekleri fırında kurutup rondoda ufalayıp kavanozla dolapta saklayabilirsiniz. Galeta unu gerektiğinde rahatlıkla kullanabilirsiniz.
-       Yeşillikler yıkanıp kurutulup hava almayacak şekilde dolaba bir hafta salatanız hazır.
-       Kullanılmış limon portakal kabuklarını rendeleyip şeker ile karıştırın. Kavanozun içerisinde buzdolabında uzun bir süre saklayabilirsiniz. Böylece pasta yaparken elinizin altında hazır bulunur.

Birkaç püf :
-       Cevizlerin kabuklarını kolayca açabilmek için bir gece tuzlu suyun içerisinde bekletin. İçleri de dağılmadan açılıyor.
-       Kestane kebap acele cevap yaparken kestaneleri çizdikten sonra 1-2 saat şekerli suda bekletirseniz çok rahat soyuluyor.
-       Mikrodalganız varsa mısır patlatma işini burada yapabilirsiniz.
-       Peyniri kolay rendelemek için, 15 dakika buzlukta bekletin.
-       Unlarınızın böceklenmemesi için, un kavanozunun içerisine bir adet defneyaprağı koyun.
Karidesli Makarna
Bence pratik ve şık yemeklerden biri yanında güzel bir Akdeniz salatası ve şarap ile misafirinize bile rahatlıkla sunacağınız bir tarif ve sadece yapımı 20 dakikanızı alıyor. Bu tarifte kremada kullanabilirsiniz zeytinyağı da ben tereyağı kullandım.
MALZEMELER
-       1 paket makarna
-       6-7 domates rendesi
-       1-2 diş sarımsak
-       1 küçük soğan
-       2 adet yeşilbiber.
-       1 adet acı kırmızıbiber
-       300 gr. orta boy karides (kaynar suya  5 dakika atılmış suyu  süzülmüş)
-       Bir tutam taze maydanoz
-       Kaşar peyniri rendesi
-       Tereyağı
-       Karabiber, tuz, biberiye
Makarnayı bir yemek kaşığı tuz attığınız kaynamış suda 8-10 dakika arası diri olacak şekilde haşlanmaya bırakın. Bu arada derin ve çapı geniş bir tavaya tereyağını koyun soğan ve sarımsakları atın. Doğradığınız biberleri de tavaya atın. Cızırdamaya başlayınca domates rendesini katın.  Beş dakika kadar harlı   ateşte tutun ve suyunu   çekmeden üzerine karidesleri ilave edin. Al dante kıvamındaki makarnanızı kaynayan  sudan süzgü ile alıp sosun  içine atın. Karıştırıp kapağını kapatın, ocağın altını kısıp  beş dakika kadar dinlendirin. İsteğe bağlı İnce kıyılmış maydanoz  ve rende kaşar peyniri ekleyerek servis yapın.


31 Mart 2011 Perşembe

Kahvenizi nasıl alırsınız?

Bana kahvenizi nasıl alırsınız dendiğinde sade derim bir de eklerim mutlaka yanına da dostum olsun. Sade kahve gibisi yoktur. Kahvenin tadına varırsın. Olması gerektiği gibi olmuş kahvedir. Kahvenin aslıdır. Kahvenin en kusursuz halidir. İçimini bozan herhangi ek madde taşımayan kahvedir. Güne bir fincan sade kahve ile başlamanın yerini hiçbir şey tutamaz desem olmaz kahve bahane dostluk şahane desem çok güzel olur ama. Canın sıkkındır arasın dostunu hadi bizim kahveye gidelim dersin, mutlusundur arasın dostunu hadi bana gel kahve içelim dersin, güzel bir yemek yemişsindir dostlarınla kahve ile tamamlarsın günü. Uzun bir yolumuz var ömrümüzde. Bu yolda kimileri terk eder, kimileri yoldaş olur hayatımıza. Bu yolun adı dostluktur işte. Dost edinmek için herhangi bir kural yoktur, kendi haline bırakılmalıdır ki tadını bulsun dostluk. Ben dostumu terk etmem, edeni de kınamam. Herkesin bir yolu vardır kim nerede mutlu ve huzurlu ise orada olmalı bence. Canım dostum derki senin kahvenin tadını hiçbir kahvede bulamıyorum e dedim ya kahve bahane dostluk şahane.Geçenlerde bir dostumdan aşağıdaki yazı düştü mesajlarımın arasına yazarını bilmiyoruz ne yazık ki ama paylaşmak istedim sade kahve ve yanında tarçınlı kurabiye ile. Sıcacık, bol köpüklü mis gibi dostluklara…
Yüz yüze dostluklar vardır;
Güneşle ayçiçeğinin dostluğu, böyle bir dostluktur mesela.
Ayçiçeği sabahtan akşama kadar hiç ayıramaz yüzünü güneşten...
Uzak dostluklar vardır;
Denizlerin ortasındaki bir adayla, dağların arasındaki bir göl,
Birbirlerinin uzak dostlarıdır.
dostluklarını gündüz kuşlarla, gece yıldızlarla iletirler
birbirlerine...
sessiz dostluklar vardır;
dilsiz bir adamla, duymayan bir başka adamın elleri arasında sessiz
bir dostluk oluşur.
herşeyden konuşur sessizce bu eller...
zorunlu dostluklar vardır;
pazar ile pazartesinin dostluğu gibi. pazar ağır bir gündür,
pazartesi hızlı bir gün...
ayak uyduramazlar birbirlerine. ama dost olmak, yanyana durmak
zorundadırlar...
uzun dostluklar vardır;
ikindi güneşinin altında uzayan gölgeler birbirlerine kavuşurlar ve
uzun boylu bir dostluk oluşur aralarında...
günün birinde ölen dostluklar vardır;
bir bahçe içindeki ahşap ev ile yanıbaşında duran ceviz ağacının
dostluğu gibi...
bir gün kocaman elli adamlar ve kocaman gövdeli makineler o bahçeye
girip de,
bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde asık suratlı binalar
yükseldiği zaman ölen dostluklar...
vakitsiz dostluklar vardır;
bir peçete, bir kağıt mendil vakitsizce dostu oluverir
gözlerimizin...
ya da ayrılırken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda gelen
dostluktur...
bakımsız dostluklar vardır bir de...
zaten var, zaten dostuz deyip yıllarca bir telefonun, bir kaç
cümlelik mektubun bile çok görüldüğü dostluklar.
Tarçınlı Kurabiye
½ paket tereyağı (ya da margarin)
½ bardak sıvı yağ
½ bardak nişasta
1 tane yumurta
3 çorba kaşığı toz şeker
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilin
2 bardak un (gerekirse artırılabilir)
Öncelikle şeker, sıvı yağ, yumurtayı çırpıyoruz geri kalan malzemeyi ekleyip elimize yapışmayan bir hamur olana kadar yoğuruyoruz. Hamurdan ince rulolar yapıp 2-3 cm genişliğinde kesip tepsiye diziyoruz. 170 derece fırında üstü pembeleşinceye kadar 30 dakika kadar pişiriyoruz.
2 tatlı kaşığı tarçın
½ bardak pudra şekeri
2 yemek kaşığı toz şekeri karıştırıyoruz ve pişen kurabiyeleri sıcak sıcak bu karışımın içinde döküp karıştırıyoruz.

24 Mart 2011 Perşembe

O yer

Öyle bir yer düşününki 40 yılınızın sadece yazları orada geçmiş. Önce bebek olmuşsunuz bu yerde. İlk adımınızı orada atmışsınız, ilk yoğurdunuzu orada yemişsiniz, ilk defa orada ayağınızı denize sokmuşsunuz, ilk kalenizi, ilk çamurdan heykelinizi orada yapmışsınız. İlk cümlenizi orada kurmuşsunuz. Sonra çocuk olmuşsunuz o yerde. Hiçbir şey düşünmeden uykunuz gelene kadar oyunlar oynamışsınız, yüzmeyi orada öğrenmişsiniz, dostluğun ne kadar önemli olduğunu öğrenmişsiniz, ilk dondurmanızı yemişsiniz hep beraber hiç bir şeyi umursamadan. Saklambaç oyununun akşam oynanırsa ne kadar zevkli olabileceğini öğrenmişsiniz, bisiklete binmeyi ilk orada öğrenmiş, ilk mangal keyfini orada tatmışsınız, kovanızı alıp ilk balığınızı orada tutmuş sonra oltayla tutmayı öğrenmişsiniz. Tuttuklarınızı biriktirip paylaşmayı öğrenmişsiniz, ilk çiçeğinizi orada dikmiş,  dalından meyve sebze kopartılarak yemenin orada tadına varmışsınız. Bahçe sulamanın keyfini almış ve bahçeyi sulamaya yarayan hortumla komşularla beraber su savaşı yapmanın keyfini yaşamışsınızdır o yerde. Dünyanın en akıllı,  en zararsız canlısı ile ilk orada haşır neşir olmuşsunuzdur korkusuzca. Elinize şişenizi alıp tazecik süt almışsınız biraz aşağıdaki Tatar teyze ve güzel kızlarından. Ali dayının unutamayacağınız tahta kapısını çalmış fasulye, patlıcan, börülce almışsınız 3 kuruşa. Elektrik bile bağlanmamış o yerde toprağın üstüne uzanarak yıldızları seyrederken oyunlar uydurmuşsunuz çılgınca. Sonra genç olmuşsunuz o yerde. Üniversite heyecanını yaşamış, sahilde gitar çalmanın, minik bir kasetçalarla her yerde ve anında disko kurmanın, gece denize girmenin, saçlarınızı papatya suyuyla taramanın, gece 12’ye kadar dışarıda kalmanın, ilk defa bara gitmenin heyecanını yaşamışsınız.  Artık iyice büyümüşsünüzdür ama kopamazsınız o yerden. Evlenmişsinizdir ama hala oradasınızdır.  Bu sefer sevgi ve saygı duyduğunuz,  aşkla bağlandığınız kişi ile gidersiniz büyük aşkla bağlı olduğunuz o yere. Orada siz hala bebeksinizdir hala çocuk, hala genç. Sizin coşkunuz, heyecanınız, mutluluğunuz tüm güzel hisleriniz aşkınıza da geçer ve o da o yerde sizinle beraber bebek olur, çocuk olur, genç olur yetişkin olur. Ve sonunda anne olmuşsunuzdur. Sevmenin ve aşık olmanın farklı bir boyutu girmiştir hayatınıza. Koruma, kollama, sahip çıkma, üstüne titreme, korkma, endişe etme, üzülme, sevinme, çıldırma, her şeye karışma duyguları çıkmıştır ortaya çocuğunuz da sizin gibi büyüyecektir o yerde. Sizin kadar şanslıdır o da… O yeri çok sevecek, huzurun, özgürlüğün, mutluluğun, rahatlığın, dostluğun, eğlencenin en yalın halini bulacaktır. İşte öyle bir yerdir o yer huzurun olduğu, uzun kış gecelerinde özlemle andığınız, en sıkıntılı anınızda size güç veren, rahatlatan bir müzik gibidir, bir yemek gibidir. O yeri özlediğinizde yapacağınız bir iki şey vardır. Dostunuzu arayıp konuşursunuz o yerle ilgili ya da bu omleti yaparsınız, yerken anarsınız o yerdeki dostlarınızı.
Güzel bir sabah kahvaltısı omleti
4 adet orta boy patates.
4 adet yumurta
Tereyağı
Tuz, karabiber,muskat
Üstü İçin,
Domates, kabak,biber,dolmalık fıstık,biberiye.
Patatesleri haşlama suyuna alıyoruz su kaynamaya başladıktan sonra 10 dakika haşlıyoruz. Ocaktan alıp rendeliyoruz içine tereyağı ve baharatları koyup karıştırıyoruz 4 yumurtamızı içine kırıp karıştırmaya devam ediyoruz. Bu karışımı yağladığımız bir tavaya alıp önlü arkalı pişiriyoruz. Ayrı bir tavada sebzeleri soteliyoruz. (Bu kısım tamamen sizin hayal gücünüze ve damak tadınıza kalmış istediğiniz malzemeyi kullanabilirsiniz) Sotelenmiş sebzeleri omletin üzerine koyup tüm sevdiklerinizle beraber yiyorsunuz.
Afiyet olsun.