9 Aralık 2011 Cuma

Noktalamam İşaretleri ?!;,:... .

Eskiden beri yazarım, çizerim. Ama sadece kendime. İlk defa yazılarımı birileri ile paylaştım. Yazıların konusu hakkında güzel yorumlar aldım ama noktalama işaretlerimi çok eleştirdiler. Utandım açıkçası. Baktım konuşur gibi yazmışım. Konuşurken mimiklerim, nefesim konuşmama anlam katarken, yazılarımda vurgu ve tonlamalarım kifayetsiz kalmış. Cümleye hayat katan hiçbir şey yazılarda yok sanki. Oysa dudağımın kıvrımı, kaşımın  çatılması, alnımın kırışığı, göz çevremin ve dudak çevremin  kırışması, yanağımın şişmesi, parmağımın kalkışı, elimin dokunuşu, vücudumun yaklaşımı neler neler anlatıyor, konuşsamda, konuşmasam da. Noktalama işaretlerine önem vermeyince, yazılarım ifadesiz olmuş sanki. Türk Dil Kurumu’nun sayfasında noktalama işaretlerinin amacı şu şekilde anlatılmış : “Duygu ve düşünceleri daha açık ifade etmek, cümlenin yapısını ve duraklama noktalarını belirlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmek üzere noktalama işaretleri kullanılır.” Hayatın kendisi gibidir noktalama işaretleri. Yanlış kullanmak veya hiç kullanmamak ne kadar yaralar onları. Oturup düşündüm, tüm noktalama işaretleri yazının ruhu aslında ve ne kadar da insanı anlatıyor aslında.




“İnsanoğlu birgün virgülü kaybetti, söyledikleri birbirine karıştı. Sonra noktayı kaybetti. düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları. Sonra birgün ünlem işaretini kaybetti! Sevincini, öfkesini, bütün duygularını yitirdi. Soru işaretini kaybettiği gün ne mi oldu? Soru sormayı unuttu, her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu. Üstüne bir de üst üste koyduğu iki noktayı kaybetti: Hiçbir açıklama yapamadı. Hayatının sonuna geldiğinde elinde sadece tırnak işareti kalmıştı. İçinde de sadece "başkalarının düşünceleri" vardı.”

Soru İşareti’ nin çengelleri hayata daha sıkı tutunmamızı sağlar. Sorgulamanın, bilgi edinmenin, merakın, öğrenmenin işaretidir. Dış dünyaya yönelttiğinde soru işaretini bilgiye ulaşırsın. İç dünyanda ise maneviyata. (?) Bakın şu şekle neyi hatırlatıyor size. Kavisli kısımdan başlar öğrenmenin engebeli yolu, zorlar insanı düşündürür sonra düzleşiverir düzlüğe çıkışı simgeler ve halletmişsindir soruları koyarsın noktayı. Bir bakarsın bir gün soru işaretleri noktalar halini almış. Engebeli yoldan düzlüğe ve noktaya ulaşmanın getirdiği rahatlamayı yaşarsın.
Ünlem ise; korku, şaşkınlık, sevinç, üzüntü, kızgınlık, çaresizlik gibi duyguları belirtmez mi bir yazıda. Kimi söz ve kavramları vurgulamamızı sağlamaz mı? Bir kimseye seslenmek için kullanılmaz mı? (!) İnsana en çok benzeyen sembol bence. Öyle ki her kelimenin yanında farklı durur, her biri ayrı bir duyguyu sembolize eder. Onu yaratan insan gibi, her bir ünlem birbirinden farklı, değişken ve anlaşılmazdır.
(,) hayata es vermektir bazen. Bazen önemli bir adım öncesi alınan bir nefes, bazense açıklama vermektir hayata. Tutkulu bir şeyler varsa kullanılması en zor olandır. Es vermek istemezsiniz. Ben kullanmayı pek sevmediğimi farkettim bu işareti yazı yazarken heyecanımı kesiyor sanki bu işaret. Anladım ki hayatı duraksayarak yaşamayı pek sevmiyorum. Ama siz siz olun kullanın anlam karmaşalarını ortadan kaldırmak adına.
Ne diyor dur noktalı virgül, düşün, devam et! Hayatta bağlayamadığın, birleştiremediğin bir şey olduğunda seni kurtarıveriyor bir anda. Herkes sussun diyor. Sonra tane tane devam etmene izin veriyor.
En sevdiğim ve en sevmediğim sembol (…) to be continued. Kurtarıcı bir işaret bence yazarsın yazarsın bir yerde tıkanırsın koyarsın … sen yorumla diye bırakırsın karşındakine. Hayatta da öyle değimli anlatmak istediklerini açık açık söylemediğinde bakarsın karşındakine derin, derin. Anlar o. daha anlatacak çok şeyi varda susuyor der.
(.) Biten bir cümlenin sonuna konması gereken semboldür. Düzyazıda sus sesidir. Hayatta da sus sesidir. Kısa bir boşluk bırakıp büyük adımlarla başlarsın yeni hayata. (…) nokta gibi değildir. Sen başlatmasan orada son bulur her şey. Her şey senin elindedir.
Ve son (.)