31 Mart 2011 Perşembe

Kahvenizi nasıl alırsınız?

Bana kahvenizi nasıl alırsınız dendiğinde sade derim bir de eklerim mutlaka yanına da dostum olsun. Sade kahve gibisi yoktur. Kahvenin tadına varırsın. Olması gerektiği gibi olmuş kahvedir. Kahvenin aslıdır. Kahvenin en kusursuz halidir. İçimini bozan herhangi ek madde taşımayan kahvedir. Güne bir fincan sade kahve ile başlamanın yerini hiçbir şey tutamaz desem olmaz kahve bahane dostluk şahane desem çok güzel olur ama. Canın sıkkındır arasın dostunu hadi bizim kahveye gidelim dersin, mutlusundur arasın dostunu hadi bana gel kahve içelim dersin, güzel bir yemek yemişsindir dostlarınla kahve ile tamamlarsın günü. Uzun bir yolumuz var ömrümüzde. Bu yolda kimileri terk eder, kimileri yoldaş olur hayatımıza. Bu yolun adı dostluktur işte. Dost edinmek için herhangi bir kural yoktur, kendi haline bırakılmalıdır ki tadını bulsun dostluk. Ben dostumu terk etmem, edeni de kınamam. Herkesin bir yolu vardır kim nerede mutlu ve huzurlu ise orada olmalı bence. Canım dostum derki senin kahvenin tadını hiçbir kahvede bulamıyorum e dedim ya kahve bahane dostluk şahane.Geçenlerde bir dostumdan aşağıdaki yazı düştü mesajlarımın arasına yazarını bilmiyoruz ne yazık ki ama paylaşmak istedim sade kahve ve yanında tarçınlı kurabiye ile. Sıcacık, bol köpüklü mis gibi dostluklara…
Yüz yüze dostluklar vardır;
Güneşle ayçiçeğinin dostluğu, böyle bir dostluktur mesela.
Ayçiçeği sabahtan akşama kadar hiç ayıramaz yüzünü güneşten...
Uzak dostluklar vardır;
Denizlerin ortasındaki bir adayla, dağların arasındaki bir göl,
Birbirlerinin uzak dostlarıdır.
dostluklarını gündüz kuşlarla, gece yıldızlarla iletirler
birbirlerine...
sessiz dostluklar vardır;
dilsiz bir adamla, duymayan bir başka adamın elleri arasında sessiz
bir dostluk oluşur.
herşeyden konuşur sessizce bu eller...
zorunlu dostluklar vardır;
pazar ile pazartesinin dostluğu gibi. pazar ağır bir gündür,
pazartesi hızlı bir gün...
ayak uyduramazlar birbirlerine. ama dost olmak, yanyana durmak
zorundadırlar...
uzun dostluklar vardır;
ikindi güneşinin altında uzayan gölgeler birbirlerine kavuşurlar ve
uzun boylu bir dostluk oluşur aralarında...
günün birinde ölen dostluklar vardır;
bir bahçe içindeki ahşap ev ile yanıbaşında duran ceviz ağacının
dostluğu gibi...
bir gün kocaman elli adamlar ve kocaman gövdeli makineler o bahçeye
girip de,
bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde asık suratlı binalar
yükseldiği zaman ölen dostluklar...
vakitsiz dostluklar vardır;
bir peçete, bir kağıt mendil vakitsizce dostu oluverir
gözlerimizin...
ya da ayrılırken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda gelen
dostluktur...
bakımsız dostluklar vardır bir de...
zaten var, zaten dostuz deyip yıllarca bir telefonun, bir kaç
cümlelik mektubun bile çok görüldüğü dostluklar.
Tarçınlı Kurabiye
½ paket tereyağı (ya da margarin)
½ bardak sıvı yağ
½ bardak nişasta
1 tane yumurta
3 çorba kaşığı toz şeker
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilin
2 bardak un (gerekirse artırılabilir)
Öncelikle şeker, sıvı yağ, yumurtayı çırpıyoruz geri kalan malzemeyi ekleyip elimize yapışmayan bir hamur olana kadar yoğuruyoruz. Hamurdan ince rulolar yapıp 2-3 cm genişliğinde kesip tepsiye diziyoruz. 170 derece fırında üstü pembeleşinceye kadar 30 dakika kadar pişiriyoruz.
2 tatlı kaşığı tarçın
½ bardak pudra şekeri
2 yemek kaşığı toz şekeri karıştırıyoruz ve pişen kurabiyeleri sıcak sıcak bu karışımın içinde döküp karıştırıyoruz.

24 Mart 2011 Perşembe

O yer

Öyle bir yer düşününki 40 yılınızın sadece yazları orada geçmiş. Önce bebek olmuşsunuz bu yerde. İlk adımınızı orada atmışsınız, ilk yoğurdunuzu orada yemişsiniz, ilk defa orada ayağınızı denize sokmuşsunuz, ilk kalenizi, ilk çamurdan heykelinizi orada yapmışsınız. İlk cümlenizi orada kurmuşsunuz. Sonra çocuk olmuşsunuz o yerde. Hiçbir şey düşünmeden uykunuz gelene kadar oyunlar oynamışsınız, yüzmeyi orada öğrenmişsiniz, dostluğun ne kadar önemli olduğunu öğrenmişsiniz, ilk dondurmanızı yemişsiniz hep beraber hiç bir şeyi umursamadan. Saklambaç oyununun akşam oynanırsa ne kadar zevkli olabileceğini öğrenmişsiniz, bisiklete binmeyi ilk orada öğrenmiş, ilk mangal keyfini orada tatmışsınız, kovanızı alıp ilk balığınızı orada tutmuş sonra oltayla tutmayı öğrenmişsiniz. Tuttuklarınızı biriktirip paylaşmayı öğrenmişsiniz, ilk çiçeğinizi orada dikmiş,  dalından meyve sebze kopartılarak yemenin orada tadına varmışsınız. Bahçe sulamanın keyfini almış ve bahçeyi sulamaya yarayan hortumla komşularla beraber su savaşı yapmanın keyfini yaşamışsınızdır o yerde. Dünyanın en akıllı,  en zararsız canlısı ile ilk orada haşır neşir olmuşsunuzdur korkusuzca. Elinize şişenizi alıp tazecik süt almışsınız biraz aşağıdaki Tatar teyze ve güzel kızlarından. Ali dayının unutamayacağınız tahta kapısını çalmış fasulye, patlıcan, börülce almışsınız 3 kuruşa. Elektrik bile bağlanmamış o yerde toprağın üstüne uzanarak yıldızları seyrederken oyunlar uydurmuşsunuz çılgınca. Sonra genç olmuşsunuz o yerde. Üniversite heyecanını yaşamış, sahilde gitar çalmanın, minik bir kasetçalarla her yerde ve anında disko kurmanın, gece denize girmenin, saçlarınızı papatya suyuyla taramanın, gece 12’ye kadar dışarıda kalmanın, ilk defa bara gitmenin heyecanını yaşamışsınız.  Artık iyice büyümüşsünüzdür ama kopamazsınız o yerden. Evlenmişsinizdir ama hala oradasınızdır.  Bu sefer sevgi ve saygı duyduğunuz,  aşkla bağlandığınız kişi ile gidersiniz büyük aşkla bağlı olduğunuz o yere. Orada siz hala bebeksinizdir hala çocuk, hala genç. Sizin coşkunuz, heyecanınız, mutluluğunuz tüm güzel hisleriniz aşkınıza da geçer ve o da o yerde sizinle beraber bebek olur, çocuk olur, genç olur yetişkin olur. Ve sonunda anne olmuşsunuzdur. Sevmenin ve aşık olmanın farklı bir boyutu girmiştir hayatınıza. Koruma, kollama, sahip çıkma, üstüne titreme, korkma, endişe etme, üzülme, sevinme, çıldırma, her şeye karışma duyguları çıkmıştır ortaya çocuğunuz da sizin gibi büyüyecektir o yerde. Sizin kadar şanslıdır o da… O yeri çok sevecek, huzurun, özgürlüğün, mutluluğun, rahatlığın, dostluğun, eğlencenin en yalın halini bulacaktır. İşte öyle bir yerdir o yer huzurun olduğu, uzun kış gecelerinde özlemle andığınız, en sıkıntılı anınızda size güç veren, rahatlatan bir müzik gibidir, bir yemek gibidir. O yeri özlediğinizde yapacağınız bir iki şey vardır. Dostunuzu arayıp konuşursunuz o yerle ilgili ya da bu omleti yaparsınız, yerken anarsınız o yerdeki dostlarınızı.
Güzel bir sabah kahvaltısı omleti
4 adet orta boy patates.
4 adet yumurta
Tereyağı
Tuz, karabiber,muskat
Üstü İçin,
Domates, kabak,biber,dolmalık fıstık,biberiye.
Patatesleri haşlama suyuna alıyoruz su kaynamaya başladıktan sonra 10 dakika haşlıyoruz. Ocaktan alıp rendeliyoruz içine tereyağı ve baharatları koyup karıştırıyoruz 4 yumurtamızı içine kırıp karıştırmaya devam ediyoruz. Bu karışımı yağladığımız bir tavaya alıp önlü arkalı pişiriyoruz. Ayrı bir tavada sebzeleri soteliyoruz. (Bu kısım tamamen sizin hayal gücünüze ve damak tadınıza kalmış istediğiniz malzemeyi kullanabilirsiniz) Sotelenmiş sebzeleri omletin üzerine koyup tüm sevdiklerinizle beraber yiyorsunuz.
Afiyet olsun.